15 Ağustos 2012 Çarşamba

"Evlenince Kilo Alınır!" Şehir Efsanesi Mi, Gerçek Mi?


Dün tartıya baktığımda gördüğüm kilo karşısında mutluluk naraları attım. Öyle abartı falan yapmıyorum: ''Ayyyyyy maşallah!'' falan dedim bir de utanmadan. Utanmadan diyorum çünkü geçen sene düğün döneminde bu kiloyu görseydim tam aksi hisli bir çığlık atar, kafamı duvara vurarak kendimi son yolculuğuma uğurlardım. İnsanoğlu ama bu, farklı durumlara hemen adapte oluyor tabii...
Evet doğru anladınız. Evlendikten sonra bir miktar(!) kilo aldım ben. Başlarda ''2 kilo aldım canım...'' derken bir süre sonra bu yalana kimseyi inandıramayacak bir görünüme bürünüp ''Şakaydı o ya heheh 5 kilo aldım.'' itirafımı yapmak durumunda kaldım. Muhtemelen bunu dediğim kişiler baştaki yalanımdan da etkilenerek ''5 diyorsa 10 almıştır bu koca popo!'' diye konuştular arkamdan.

İlk kilolarda neden aklım başıma gelmedi?
İlk bir kaç kiloda herkes - gerçekten herkes- şu cümleyi kurdu ''Evlenince kilo alınır.''
Bu yorumu yapan pek sevgili tanıdıklarım cümleyi ''Çünkü..'' ile bağlamadılar. Ben de hiç sorgulamadım, 'Kilo almışsın' diyenlere "Evlenince kilo alınıyormuş...'' diye açıklamada bulundum .
''Evlenmek hamilelik mi lan fizyolojik bir tepkisi mi var? Neden kilo alıyım ki?'' diye sormak aklıma gelmedi. Biraz da bu bahanenin ardına saklandım sanırım.
Bugünkü yazımda ''Evlendikten sonra kilo alınır'' adlı gizemli başlığın arka planındaki sebepleri sizlere anlatayım ki sizler bu tuzağa düşmeyin istedim.  Aşağıdaki maddelerden birine kapılıp tartıda iki kilodan fazla artış gördüğünüz an endişelenmeye başlayın ve göbüşünüz büyümeden de çaresine bakın. Sonra benim gibi tartıdaki abuk rakamlara sevinmeye başlar, sadece bir sene önce balayı için aldığınız türlü cici elbisenin içerisine giremezsiniz benden söylemesi.

Sır perdesi kalkıyor

Bir senelik diyetten kurtuluş:  Her gelin diyet yapar! Evet gerçekten her gelin yapar bunu. İster sıfır beden olsun ister 52 beden gırtlağını tutmak için çabalamayan gelin tanımadım henüz. Sıfır bedenler ''Dikkat eder'', 52 bedenler ''Ölümüne rejim''e girer o ayrı ama sonuçta hepsinin en az altı ay devam eden bir mücadele dönemi vardır. Sonra düğün günü gelir, o gün de heyecandan bir şey yiyemez gelin zaten. Balayı için yola çıktıktan sonra gelinin gözü dönmeye başlar. İlk mola yerinde son aylarda hayali kurulan çikolatalar alınır, cipsler kola eşliğinde iner mideye. Balayı için gidilen yerde açık büfe varsa zaten olay bitmiştir! İlk akşam ''Hihihi benim midem de küçülmüş'' diyerek tabağa her şeyden az az alınarak tamamlanan akşam yemeği ertesi günlerde tabağın görgüsüzlük derecesinde dolmasıyla devam eder. Balayı dönüşünde tartı çooooktan üç kilo fazlayı gösterir ki bu da ders olmaz çiçeği burnunda evli kızımıza.. ''Bir iki aya tekrar rejime girerim'' diye düşünürken nasıl bir tuzağın ortasında olduğunu fark etmez bile.
Yemeği tatmak:  ''Evimde yemek yapacağım'' diyen gelinlerimiz ilk haftalardan itibaren kendilerini paralamaya başlar. Günde on defa annenin aranması eşliğinde yemeğe koyulacak salça,baharat,sebze,et vs oranları bir yerlere not edilir. Her şey harfiyen yapılsa da kendine çok da güvenmeyen yeni evli kızımız her bir malzemeyi eklediğinde yemekten bir lokma alır. Beğenmez biraz daha tuz ekler, bir lokma daha alır... Yemek piştikten sonra ''Lan ne kadar az yapmışım.'' derken yaptığı yemeğin yarısının kendi midesinde olduğunun farkında değildir. Kocasıyla sofraya oturduğunda ''Ya benim de iştahım yok bu aralar.'' diyip ufak bir tabak yapar kendine. ''Ay ne az yiyorum çoook şükür'' diye dualar eder her gün. Biraz zaman geçer bir bakar tartıya gözleri yuvalarından fırlar. Arkada fizyolojik bir sebep arar hemen.
Yoktur öyle bir sebep..
Misafirler,mezeler,içkiler...: Sevgili kızımız misafir ağırlar. Her hafta bir kaç arkadaş gelir, aileden ziyaretler olur, kimse olmasa da komşuculuk başlamıştır. Her misafirin gelişinde ''Aman şundan da yapalım, aman bundan da yapalım..'' derken koca bir sofra donatılır. Gelenler arkadaşlarsa su gibi içki içileceği gerçeği de vardır zaten. Arkadaşlar gelir. Biraz ondan biraz bundan derken o sofrada en az üç saat oturur herkes. E tabi üç saatte üç kere yeni mezeler eklenir o tabağa. Üçer kadeh de içki içilir. Ertesi gün davul gibi bir karınla uyanılır. ''Ayyy ne güzel yemekler bitmiş demek sevdiler yaptıklarımı!'' diyen masum kızımız sanki kendi bir lokma yememiş gibi bir tavra bürünür. Zaman zaman ''Ben de bayaa yedim yaa'' diye bilinçli bir cümle kursa da, ''Ay bütün gece koşturdum ama yakmışımdır!'' diye ayrı bir yalanın pençesine düşer bu sefer. Bu olayın da bir iki ay sonrasını anlatmama gerek yok sanırım..
Kıtlıktan çıkmışsınız gibi davranan aileler: Kızımız ve oğlumuzun evinde olup bitenler aileler tarafından takip edilmekte ama yine de her saniyeyle ilgili bilgi alınmamaktadır. Aileler ''Yemek olayını ne yapıyorsunuz?'' diye sormaktan çekinir, çiftimizin çocuk gibi hissetmenize sebep olmak istemezler. Bu sebeple hafta sonu yapılan aile ziyaretlerine hafta arası bir şey yenmemiş, çiçeği burnundaki çift kıtlıktan çıkmış gibi sofralar kurulur. ''Anne ben bir kaşık alıyım ondan'' dediği anda üç kaşık koyulur tabağa. Küçüklükten beri öğretilen ''Tabaktaki yemek biter'' mantığıyla biter o tabak. Yemekten arta kalan her türlü kilo aldırıcı meze, ana yemek, börek çörek de saklama kaplarıyla eve getirilir. Her gün bir yılbaşı yemeği sonrasında artan yemekler misali bir mutluluk havası hakimdir eve. ''Aman bozulmasın, ziyan olmasın.'' mantığı da burada devreye girer, bir yerine iki biber dolması katık yapılır ana yemeğin yanına.
İştahlı adamla evlenenler:  En önemli sebeptir evlendikten sonra kilo almada! Evlenmeden önce anne evinde yapılan bir senelik rejimde kızımıza eşlik eden bir anne vardır. Yememesi dert olmaz kıza çünkü anne de düğün gecesi incecik görünmek istiyordur. Evdeki kışkırtıcı öğeler çoktan kaldırılmıştır. Sonra kocasıyla oturacağı eve gelir kızımız. Kocası iştahlıysa her gün çeşit çeşit yemek koyulur sofraya. Hadi bu kısım biraz daha atlatılabilir ama yemek bittikten sonra televizyon karşısına gelen türlü abur cuburdan ''Hadi bitaneee alıyım bari'' duygusu karşı koyulmazdır. Cipsler çerezleri takip eder, çerezler meyveyi, gece nutellayla sonlanır. Kızımız fazla yediğinin farkındadır ve aralarda çemkirir de kocasına. Koca da abur cuburdan olmamak adına ''Ya ne olacak iki tane cips yemişsin zayıfsın zaten'' der. Doğru da söyler kızımız zayıftır çünkü o anlarda. Takip eden aylarda kocasından artık bu sözü duymadığında aldığı kiloların farkına varır. Geç kalınmıştır..

''Evlenince kilo alınır'' cümlesinin arkasındaki mantık aslında yukarıdaki olaylardır. Bunu bir şehir efsanesi gibi anlatıp arkadaki asıl sebepleri devlet sırrı gibi saklayan, genç kızlarımızın löpür löpür olmasına göz yuman, hatta bundan kıkır kıkır zevk alan bir topluluğun varlığı da yadsınamayacak bir gerçektir.
Sır perdesini araladığım bugün şehir efsanesi yaratıcılarına açtığımız savaşın başlangıcı olsun.
Gırtlağımı tutamayıp ağzıma attığım her abur cubur da midemde bir adet haşlanmış brüksel lahanasına dönüşsün.
Amin.

Hiç yorum yok: