13 Ağustos 2012 Pazartesi

''Kayınpeder'' Diyor Bazıları... Aslında O ''Kızının Babası''!!!


Babamın Murat'la kurduğu ilginç iletişimi yavaş yavaş anlamlandırsam da tam olarak çözdüğümü söyleyemeyeceğim. Zira evlilik öncesi ve sonrası sevdiğim adamı ''Oğlum!'' diye karşılayıp gün içerisinde farklı davranışlar da sergileyebilen biri benim babam.
Bir kaç hafta önce annem tatildeyken bizi aradı örneğin. ''Pazar kahvaltısına bize gelsenize çok güzel sofra kuracağım size.'' dedi. Murat'ı da göz ardı etmeyip planını programını sordu onun için de uygun mu diye. Koşarak gittik tabii.. Bir karşılama ki gören herkes ''Bu adam benim kayınpederim olmalı.'' der. Pastaneden bir dolu hamur işleri alınmış, yumurtalar pişirilmiş, sucuklar hazırda. Damat bey seviyor diye bahçe dolusu domates dilimlenmiş sofraya..
Sabahımız muhabbet ve şakalaşmalarla devam etti. Murat'ın işler konuşuluyor, maç muhabbetleri yapılıyor... Ben ikisine baktıkça ayran budalası gibi ağız açık sırıtıyorum ne güzel anlaşıyorlar diye.
Babam pişirdi sucukları tam masaya getiriyor, o sırada da Murat masa başındaki sandalyeye dayanmış Berk ile muhabbet ediyor. Geldi babam bıraktı sucukları masaya kafayı kaldırdı ve ''Orası benim yerim.'' dedi.  Zavallı Murat bir tek ''Ben oturmadım ki..'' diyebildi. Nasıl bir kahkaha atmak istedim o an anlatamam ama kendimi de tuttum şimdi kocama da ayıp olmasın diye. Neyse ki Berk'le Murat bir birlerine bakıp kahkahayı bastılar da ben de rahat bir soluk aldım.
Bunları babamı şikayet etmek için anlatmıyorum.
Hatta tam aksine benim babam çok modern bir baba olsa da, damadını çok sevse de arka planda yine de ''kız babası'' olduğu gerçeğini unutmamasına bayılıyorum!
Bayıldığım bir şey daha varsa o da Murat'la iyi geçinmek adına kendi karakterini unutmaması babamın. Kendini olduğu gibi sevdirmeyi başarması ve karşısındakini de kendi tarzıyla olduğu gibi sevebilmesi..

Madem babamın karakterinden de bahsediyorum size ufak bir hikaye daha anlatıyım en iyisi ben:


Kapının zili çaldığında kapıya koştuğum günleri hala dün gibi hatırlarım. O zaman kuş sesiyle çalardı ziller. Hepsi aynı melodiydi. Biraz rahatsız edici bir sesti ama herkese iyi şeyleri haber verirdi. Ya annemi sevindiren bir melodi olurdu. Bir komşu biterdi kapıda ayağında kendine ait olmadığı belli olan terlikleri olurdu. Hani kapıyı açık bırakmışta iki kelime söylemeye gelmiş gibi gelirdi ama saatler süren kahve sohbetlerine uzardı bu geliş. Ya babamı sevindiren bir melodi olurdu. Bir arkadaşı gelirdi 'Jale iki kadeh bir şey içelim' derdi uzun bir içki sofrasına uzardı bu geliş. Ya da ikisini birden sevindiren bir melodi olurdu. Halamlar gelirdi, Serpil teyzemler gelirdi uzun bir yemek sofrasına ve sınırsız esprilere uzardı bu geliş.
Bu melodi beni her gün saat yedi civarında sevindirirdi.
Bilirdim ki bu melodi babamın geldiği melodi ve bu geliş sabahın ilk saatlerine kadar uzayacak sonra babam tekrar kalkacak ve işinin yolunu tutacak.
Ayağımda babamın büyük terlikleri kapıyı açıp apartman boşluğuna seslenirdim ben 'Babacım aşkım sen mi geldin?' derdim, babam da 'Aşkım kızım ben geldim' derdi. O zaman asansör olayından bihaber olan apartmanımızda ben aşağıya babamı karşılamaya koşturmayayım diye babam her bir katı çıkışında yüksek sesiyle haber verirdi 'Sezin şimdi ikinci kattayım, bak geriye iki kat kaldı'.
Her baba kızın yapabileceği bu güzel muhabbet bizim için geleceğin bir habercisiydi. Gelecekte nasıl bir baba kız ilişkisi kuracağımızı her kattaki haber verişler anlatıyordu aslında. Yıllar sonra on sekizinde bir genç kız olduğumda babamı arayıp 'baba ben Şaşkın Bakkal'da bir bardayım birazdan da Caddebostan'da bir bara gideceğim' diye iki dakikalık yer değişimlerini bile babama haber veren bir kız haline gelişimin alt yapısıydı belki de.. Alt yapısı dediysem bu babamın tasarladığı bir şey değildi. Babamın içten gelen davranışlarının benim bünyemde, anılarımın bugünüme yansıyışında bıraktığı mükemmel etkiydi.

''Muratla biz çıkmaya başladık'' diyorum babama.
Babam bana bakıyor. Kısa ama anlamlı bir bakış bu. Ben tam yorumunu beklerken ''Çıkmak lafını sevmiyorum'' diyor. ''Nereye çıkıyorsunuz?'', bunun yerine ''Murat'la flört ediyorum ben diyebilirsin''. Flört lafını sevmiyorum. Bana taa 1900 bilmem kaçlardan kalan bir deyim gibi geliyor. ''Baba'' diyorum ''Öyle laflar kalmadı, biz çıkıyoruz Murat'la''.
''Peki'' diyor..

Benim babam bazı zamanlarda ''Peki'' der. Babamın ''peki''si tüm ''peki''lerden daha farklıdır. ''Peki''yi söylerken başını azıcık sağ omzuna yanaştırır kendisi gibi esmer gözleri hafifçe devrilir. Bu ''peki''nin altında, ''Ben seninle mücadele etmem şu anda çünkü büyük ihtimalle sonunda sesin yükselir. Benim dediğim doğrudur ama sen öyle bilmeye devam et'' cümlesi yatar. Babamın ''peki'' dediği kimse ''öyle bilmeye'' devam etmez, edemez. Öyle bir karizması vardır ki çünkü öyle bildiğiniz şey bir kurul tarafından onaylanmış bile olsa bilirsiniz ki bu adam daha büyük bir kurul.

Babama Murat'la çıkmaya başladığımı (!) anons etmemden kısa bir süre sonra bir yılbaşı akşamı için süsleniyorum. Annem ve babam arkadaşlarıyla kutlayacakları yılbaşı partisine gitmek için yola çıkacaklar birazdan. Canım annem davet ettiğim on kişilik gruba yemek hazırlıyor. Bende bir telaş var. İçimde söyleyeceğim bir şey var.
Alacağım bir izin var.
Bir türlü cümleleri toparlayıp iznimi almak için hamleye geçemiyorum. Daha doğrusu karar veremiyorum bu izni annemden mi almak gerek yoksa babamdan mı diye. Sonra bir anda keskin, hızlı bir kararla harekete geçiyorum ve babamın yanına gidiyorum.
''Bu akşam arkadaşlarım geliyor,biliyorsun'' diyorum. Saçma bir başlangıç. Tabi ki biliyor. Zaten benim yılbaşını dışarıdaki karmaşa içerisinde kutlamamam için evi hazır duruma getiren de kendisi.
''Biliyorum'' diyor.
''Bu akşam epey içki de içilecek, biliyorsun'' diyorum saçma bir devam yöntemiyle. İçkileri alan da yine kendisi.
''Biliyorum'' diyor ama sabırsızlanıyor, ne söyleyeceksem artık sonuca ulaşmamı bekliyor.
''İnsanlar içecek o zaman bizde kalsınlar, arabayla dönmesinler'' diyorum.
''Tabii ki dönmesinler'' diyor.
İçimde bir kızgınlık oluşuyor. Leb demeden lebleyi anlamasını istiyorum. ''İnsanlar'' derken aslında Murat'ın bizim evimizde kalması için izin almayı çabaladığımı anlasın 'he' desin ve geçsin istiyorum.
''Murat ta bizde kalabilir mi'' diyorum. Bunu söylerken iki olası cevaba ve bu cevaplara vereceğim cevaba odaklanıyorum. ''Evet'' derse boynuna atlayıp ''Teşekkür ederim'' demek istiyorum, ''Hayır'' derse cümlem yok ama ufak bir fırtına koparmaya çoktan karar vermiş durumdayım.
Babam evet demiyor, babam hayır demiyor babam bana bir soru soruyor.
''Murat neden bizde kalamasın?''.
Benim bu soruya verilecek bir cevabım olmadığı için mi yoksa soruyu tam olarak anlamadığım için mi bilmiyorum, susuyorum. Sorusunu tekrar ediyor
''Murat neden bizde kalamasın?''
''Çünkü'' diyorum, ''Murat benim erkek arkadaşım ve burası bizim evimiz. Aynı evde kalmamız uygun olmayabilir''
Babam diyor ki ''Murat geceleri de bizim tanıdığımız Murat oluyor değil mi?''
Yine anlamıyorum. Soruyu anlıyorum bu sefer ama saçma geliyor. Murat neden başka Murat olsun ki? Murat değişir mi? Murattan bir tane var.
''Anlamadım'' diyorum.
''Murat bizim tanıdığımız ve çok sevdiğimiz biri. Eğer gece 12den sonra Murat bizim tanımadığımız biri oluyorsa, eğer Murat başka bir insan oluyorsa kalmasın. Ama geceleri de Murat bizim tanıdığımız Muratsa o zaman sen de kendi evinde birinin kalması için sakın bir daha benden izin alma.'' diyor..
Babam aslında basit bir cümleyle bana hayatımın dersini veriyor o gün. Babam bana kendime inanarak sorduğum soruyla kendime bile inanamadan sorduğum soru arasındaki farkı gösteriyor. Klişeleşmiş bir inanış olan ''evlenmeden erkek kızın evinde, kız erkeğin evinde kalamaz'' lafını erkek ve kız kavramından çıkarıp bir vücut haline getiriyor babam. Kız kavramını ''Sezin'' yapıyor ve Sezin'e güveniyor. Erkek kavramını ''Murat'' yapıyor ve Murat'a güveniyor.. Sezin ve Murat'ın sabah ve gece fark etmeden karakterleri, inandıkları aynı kalacak iki insan olduğuna inanıyor.
Babam beni bir cümleyle büyütüyor.
Bir sonraki sene Murat ve bir arkadaş grubuyla birlikte tatile çıkmak istediğimde artık babama sormuyorum. Babama sadece 'haber veriyorum'. Tıpkı beş dakika mesafelerde olan bir bardan diğerine geçerken babama haber verdiğim gibi, tıpkı bu yaşımda evli bir kadın olarak bir sinemaya giderken bile 'baba ben sinemaya giriyorum' dediğim gibi.
Bir çok insana komik gelebilecek bu 'haber verme' durumu benim bugün babamla sağladığım en iyi iletişim..
Babamı Murat'ın ailesiyle tanıştırmaya karar verdiğim gün ''Baba'' diyorum. ''Biz Murat'la ciddi bir adım atmak istiyoruz.''
Babam ''Peki'' diyor..
Ne kafası omzuna düşüyor.. Ne de gözlerini deviriyor..


1 yorum:

Baran Taş dedi ki...

Gizlilik içinde ciddi olarak görüşmek isteyen balık etli olgun ateşli kapalı ve türbanlı azgın bayanlar arasın 0544 406 54 43