28 Ağustos 2012 Salı

Sımsıkı Sıkı Sıkı Sar Beni! Bi Dur!



Sarılarak uyumaya bayılan, hatta sadece ''Hoşuma gider yiahhh...'' diyen kadınlara hep imrendim.
Ben sarılarak uyumayı seven bir karakter olamadım hiç bir zaman. Hatta tam aksine araya en az bir karış mesafe koymak isterim. Yüzüm yanımdaki kişiye bakar bir şekilde uyuyamam. Bana sarılan bir kol varsa o benim için yüz kilo olur, daralırım. Hele bir de bu sarılma olayı tüylü oyuncağına sarılır gibi olursa, panik atağın eşiğine gelirim.
Bu özelliğimi Murat'la birlikte keşfettiğim gün onun da 'Uyurken sarılma' özelliğini keşfettim tabii...
Murat yaz kış demeden sarılır. Bir de boyu uzun olduğu için sarıldığında kafamı göğsüne doğru bastırır. Gönlü olsun diye sadece on saniye dayanabilirim. On saniyenin sonunda kriz eşiğine geldiğimde ''Bunaldımmmm yaaaaa...'' diye depresyon haline geçerim. O halimi bildiği için bazen espri(!) olsun diye bırakmaz beni. Gözüm falan dolar, hırs yaparım kurtulmaya çalışırken. Anlayacağınız bir çok kişi için 'romantik' olan bu sarılma durumu benim hayatımın en büyük işkencesidir.
Evlendiğimiz ay tam yaz dönemine geldi. Artık her gün aynı yatağı paylaşıyor olmak da bu duruma bir çözüm bulmam gerektiğini hatırlattı bana. Akşam yatıp göğsüne pıt pıt vurarak bana ''Gel göğsüme yat.'' işareti yapan adamı ya boğacaktım, ya da bu olayı kazasız belasız atlatacaktım.
Friends dizisini izleyenleriz varsa Ross'un ''Hug'n Roll'' taktiğini izledim bir süre boyunca (uykuya dalana kadar sarılıp sonra işkencecinizi yana doğru hafifçe kaydırarak sarılma olayından kurtulma durumu). Ancak Murat'ın uykuya dalış süreci uzadıkça bu taktikte bana işkence gibi gelmeye başladı.
Çözüm bulma zamanıydı artık!
Havada uyuyakalacak kadar yorgun olduğumuz günlerden birinde Murat'ın bana sarılmak üzere olan kolunu yakaladım. Elini tuttum, elim elinde yastığa doğru indirdim kolu. O gece el ele uyuduk. Keyiflendim bu yeni çözüme. Hem temas eden bir parça vardı hem de ben 'nefessiz kaldım' krizi geçirmiyordum.
Ertesi gün olduğunda sanki yılların alışkanlığıymış gibi aynı duruma geçtim hemen. Elini bu sefer parmaklarımı kenetler halde tuttum bir de... Bir kaç dakika geçti bir baktım elini çekti Murat.
''Ne oluyor yaaa?'' dedim. Yarı şaşkın yarı korkmuş''Elimiz terliyor'' böyle dediğinde benim ''Hug'n Roll'' taktiğimi onun da ''Hold'n Roll'' taktiği olarak değiştirdiğini, uyuduğumu sandığı için elini çektiğini anladım.
Bu el tutma olayı da onu rahatsız etmişti bir şekilde.
Ertesi gün beni bir karalar bağladı anlatamam!
Zannedersiniz sürekli dokunmaya, sarılmaya, temasta olmaya çalıştığım ve bana asla yüz vermeyen bir kocam var. Hayatımın depresyonuna girdim. ''Elimi bile tutmuyor behüüüüüüü'' şeklinde durumu içselleştirdim iyice.
Bir de Murat'ı bu başlıkta azarladım ki onu anlatmak yerine üzerimde ''Cadıyım lan ben!'' yazan bir tabelayla gezersem daha az utanırım kendimden...
Artık karşılıklı bir uğraş içerisindeydik. Her iki tarafında uyuma stilini bulma ve bunu karşı tarafa uyarlama günlerini yaşıyorduk.
''Kollar değse...''
'' Yok olmadı! ''
''Kafaları değdirsek?''
 ''Kafam acıdı be, değsin dedik kafa at demedik!''
Nasıl oldu bilemiyorum ama son noktada uyurken ayaklarımızı birbirine değdirerek çözümledik bu konuyu. Sonrasındaysa yavaş yavaş uyum sağladık bir birimize. Bazı sabahlar kalktığımda elini elimde buldum, bazı sabahlar nefessiz kalkıp kafamı gömülü bulunduğu göğsünden ayırdım.
Genel yapımda ''kendim için huzursuzluk yaratmak'' bulunduğundan olsa gerek bu dokunma,sarılma,uyuma olayı sonlandığından beri yeni olayım pike yorgan kavgası...
Kış dönemi boyunca ''İki yorganla yatın arkadaşım siz de...'' diyen eşe dosta: ''Biz iki yorganla yatamayız, aşığız biz aşık ısınırız bir şekilde heheheh..'' diye hava yaparken dün donan popom sonucunda yatağa ikinci pikeyi koymuş bulunmaktayım.
Tabii sabaha kadar ''Bir gün yatağı da ayırır mıyız lan?'' diye düşünmekten uyuyamadım.


Çocuk da olunca aha şöyle olucaz:




1 yorum:

-G- dedi ki...

Sezincim ilk defa yazini okudum:) yeni evlenicek biri olarak cok hosuma gitti sabah sabah guldurdun beni:) cok ince bir cizgide yaziyosun cok hosuma gitti:) yuru bee