10 Ağustos 2012 Cuma

Yüzük Hikayesi V.1.

Benim aynı adamla iki yüzük hikayem var.
İkisinin arasında 7 sene var!
Hiç küsmedik ayrılmadık ama ben biraz fazla sevdim yüzükleri.
Daha sonra anlatacağım bir kaç hikayeden de anlayacağınız gibi sinir edici derecede melek gibi bir adamla evli olduğum için de bu adam bu sevgimi de yerine getirdi elbette.
İlk yüzüğümle son yüzüğüm arasında dağlar kadar fark var o ayrı.
Genç kızların kulağına da azcık uzcuk küpe olur umarım bu hikayem. Belki de ellerine güzel bir yüzük olur!
Oh canıma değsin!



Murat'la üç aydır birlikteyiz artık.
Normal bir üç aylık süreci yaşıyoruz.
Bir birimizi çok seviyoruz.
Zamanının modası SMS rüzgarını takip ediyoruz. O zamanlar aşkların ömrü kadar sevgi sözcükleri de kısa oluyor. Birini sevmek iki 's' harfine çok sevmek ise aralarına bir 'ç' almış iki 's' harfine sığıyor. Biz de upuzun mesajlar atıyoruz başlangıcı 'aşkım' olup sonu 'sçs' ile biten. Geceleri kulağımızda telefon uyuyakalıyoruz. Babamdan daha geç vakte kadar dışarıda kalmak için izin alıyoruz.
Normal süreçten daha karışık bir şeyler de yaşıyoruz bir yandan. Ben 18 yaşına yeni basmış bir genç kız olarak sürekli aklımda bir 'yüzük' düşüyle geziyorum. Bu düşlerin içerisinde bir gelinlik, bir düğün, hele hele bir evlilik kesinlikle yok henüz. Sadece bir yüzük takmak istiyorum ben. Elimde bir yüzük olsun ve o günün en popüler pastane cümlesini biz de söyleyelim:
"Aramızda sözlendik."
Murat kendi kendine bırakıldığında bu tarz düşler kuran bir çocuk değil. Ben söylemeden almayacak o yüzüğü. Ben de aralarda hikayeler anlatıyorum, yaşıtımız olan arkadaşlarımın taktıkları yüzüklerden bahsediyorum. Onunla ilgili ciddi düşündüğümü vurguluyorum her fırsatta. İma ediyorum.

Tabii ben bunu daha bir aydır birlikteyken doğum günümde de ima ediyordum. Sonra hediyem geldi. Koca bir kutu. Kutuyu gördüğümde ne hissedeceğimi pek de bilemedim. İçini açtığımda üzerinde S ve M harfleri olan plastik bir bileklik gördüm. Aldığım en güzel hediyeydi şu ana kadar ama yüzüğümün hayal kırıklığını da yaşamıştım bir yandan.

Murattan bir daha büyük bir kutu almak istemiyorum!
Üçüncü ayımızı kutluyoruz. O da günün modası. Ay dönümlerini hatırlamak, kutlamak. Yemekten önce bir Kafe'de buluşuyoruz. Murat bir ara tuvalete gidiyor kalktığı yerde cebinden düşürdüğü belli olan kutuyu görüyorum.
Ve yüzük orada!
Ben gösterirsem eğer düştüğünü, hiç bir zaman anlatacak romantik bir hikayem olmayacak. Hiç bir şey yapmazsam da yüzüğüm orada kalacak. Usulca ceketinin cebine yerleştiriyorum.
Murat geliyor.
Ben heyecanlanıyorum.
Yüz kırmızı, elde bir titreme. Eskiden de böyleydim kopya çekmeyi bile beceremezdim zaten.
Yemeğe gitmek için kalkıyoruz. O zamanın çok güzel bir mekanına gidiyoruz. İlişkimize başladığımız yer gibi, doğum günümü kutladığımız yer gibi o yer de yok artık. Bir kemancı kemanını çalıyor rüzgarın arasında dağılıyor ses, mumlar yakılmış, her şey mükemmel. İçimdeki hevesli kıza diyorum ki 'benim de anlatacak güzel bir hikayem olacak bu yüzükle ilgili'.
Sonra Murat usulca çıkarıyor yüzüğü cebinden.
Bir anda yüzük yere düşüyor. Tam o sırada içtiğim şarabın bir yudumu boğazıma kaçıyor! Murat yerde yüzük arıyor ben de öksürükler arasında nefes almaya çalışıyorum. Elinde cep telefonuyla masanın altını aydınlatmaya çalışıyor bense boğulmamak için Murat'a çaktırmadan krizimi geçirmeyi deniyorum.
Sonra o kafasını kaldırıyor.
Zafer onun! Yüzük bulunmuş!
Ben öksürüğümü dindiriyorum ve bir noktada gözlerimiz yeniden buluşuyor. Normalde çok güleceğimiz bu olaya o anda gülmüyoruz. Nasıl olsa on dakika sonra gülebiliriz, o anı yaşamak istiyoruz.
Yüzüğü veriyor. Bir şey sormuyor.
"Sana bir hediye aldım" diyor.                                                                
Kutuyu açıyorum.
Beyaz altın bir yüzük ufacık bir de taşı var. Çok çok seviniyorum. Parmağıma takıyorum yüzüğü.
Tam bana göre!
Bir ona bakıyorum, bir yüzüğe.
Sonra hep yüzüğe bakıyorum..
Akşam eve geldiğimde kardeşime gösteriyorum yüzüğü. "Vaaay" diyor. Her zaman ki Berk dalgalarıyla "Satalım mı?" diyor.
Annemi çağırıyorum.
"Sana bir şey göstereceğim" diyorum, yüzüğümü gösteriyorum.
Annemin yüzündeki bakışı hiç beğenmiyorum. Arabada gelinceye kadar aklımda tasarladığım konuşmamız annemin bir bakışıyla başka bir boyuta taşınıyor.
Annem istemiyor o yüzüğü.
Hissediyorum.
18 yaşındaki kızını bir yüzükle görmek istemiyor. Kızmıyor veya üzülmüyor ama farklı bir şey yaşıyor o anda. Ve yaşatıyor..
"Bu söz yüzüğü" diyebiliyor sonunda.
"Ne sözü ya? hediye işte" diyorum.
İçimden 'Söz' kelimesine mutlu oluyorum ama bir yandan da annemi neden yıpratmış olabilir bir halka diye de düşünmeden geçemiyorum.
Gece boyunca düşünüyorum.
Sonra bir hafta boyunca düşünüyorum.

Bir hafta sonra bir arkadaşım "Ne sözlendiniz mi?" diyor yüzüğümü görünce.
"Yok ya aramızda bir şey öylesine" diyorum.
Artık ben de pek sevmiyorum 'söz yüzüğü' kavramını.
Ama içten içe çok ciddi bir söz verdiğimi biliyorum.
Ve 'söz' kavramını seviyorum.
Bir de sözü verdiğim adamı.

Hiç yorum yok: