21 Eylül 2012 Cuma

Eda'lı Ada...


Geçtiğimiz hafta cuma gecesi annemlerin evinde 'kızlar partisi' yaptık. Bir dolu kadının toparlandığı evdeki bir geceye neden kız(!)lar partisi deriz onu da anlamış değilim de, konu bu değil tabii..
Şarabın su gibi gittiği bu gece de ,tamam su gibi gitmedi ben su gibi içtim, bir çok olayı gözlemledim ve yazılacak bir çok malzeme de ürettim ; ancak size bugün bu komik olaylardan bahsetmek istemiyorum!
Ben size bugün Edoş ablamı anlatacağım...
Edoş ablam kızlar(!) partisinin düzenlenmesinin sebebi olan kız çünkü kendisi bizlerden epey uzakta yaşıyor. E gelişi de epey bir olay oluyor bizim için. Ayda yılda bir kere geliyor da diyemiyorum nitekim bu sözün 'yılda bir geliyor' kısmına daha uygun kendisi. İngiltere'de yaşıyor çünkü. Bildiğiniz uzakta yani, öyle Ayvalık falan hayal etmeyin. Ve orada gerçekten 'yaşıyor' öyle fasa fiso bir gidiş de değil. Evlendi, İngiltere'ye taşındı bizlerden saatlerce uzak bu ülkede bir de 'Ada' diye sempatik bir karakter kattı hayatımıza.
Zaman zaman hayatını uzaktan takip ederken şunu düşünüyorum: ''Ulan insan nasıl bu kadar uzakta yaşayabilir tanıdığı herkesten? Hele bir de çocuğu var? Kesin çıldırıyordur oralarda!E çocuğunu büyütürken yanında kocası dışında destek olacak kimse de yok. İnsan sinir krizi geçirir. Sonra sinir krizini çocuğuna yansıtır. Sonra çocuğu da sinir bir tip olur. Sonra...''
Böyle düşünüyorum çünkü bana göre yaşadığımız hayatın ölçüsü o hayatı kaç kişiyle birlikte yaşadığımızla orantılı...Hele bir de çocuk oldu mu! Çocuğu olan bir insanın annesinden destek almadan o çocuğu büyütebileceğine inanamıyorum. Böyle bir ihtimali düşünemiyorum bile.

Veya Cuma gecesine kadar düşünemiyordum diyelim...

Kapıyı açtığım anda Ada'yı anneannesinin kucağında görmeyi bekledim ne yalan söyleyeyim! Bizde böyledir çünkü. Bütün bir hafta torununu görmeyen anneanne ilk buluştukları andan itibaren çocuğu öldüresiye sevmeye ve sıkıştırmaya başlar. Çocukta  konsepte alışık olmasından kaynaklandığını düşündüğüm bir 'kabullenmişlik' olur. Anne de ister istemez mutlu olur bu durumdan.  
Kapıyı açtığımda uyku mahmuru Ada kollarını annesinin boynuna dolamıştı... Sakin sakin... Hafif kaprisli, çocuk işte yeni uykudan uyanmış. Hemen elini kolunu sıkıştırıp ''Adaaaa sen geldin mi bizeeee yerrrriiiiz seniiii!'' demeye başladık tabii..
Eda ablam ''Uyku sersemi şimdi açılır birazdan'' dedi. Kendi oturduğu koltuğun yanına pıt diye koydu üç buçuk yaşındaki böcüğümüzü.
Bir iki mırın kırın yaptı, sonra açıldı Ada... Ama açıldı dediysem ''Benim tanıdığım tipler bunlar'' deyip anneannesinin teyzesinin yanına gitmedi bir tek. Yavaş yavaş yaklaştı hepimize. Annesi gibi sükunetle..
İşte o anda izlemeye başladım  ben.
Daha baştan itibaren alıştığım tipteki tüm çocuklardan farklı davranan bu çocuğun sırrının ne olduğunu öğrenmek istedim. Bir kızlar(!) partisinde kim ne kadar yedi diye her zaman inceleme yaparsınız arkadaşlar, benim konum daha derin.
Neyse...
Herkes sofraya oturdu. Edoş ablam yanına oturtmadı Ada'yı... Onun yerine ''Cips yiyeceğim beeeeeeen!'' diyen küçük hanıma bir küçük tabak makarnayla bir küçük tabak cips bıraktı salonun sehpahasına..
Öyle atışmadı yani ''Cips mi? Akşam yemeğinde cips mi olurmuş?'' demedi...
Muhtemelen her gün bir tabak cips vermiyordu tabiki kızına ama o akşam kızlar(!) akşamıydı ve Eda ablam dikkatini Ada'ya değil, bizlere vermek istedi.
Dayanamadım ve sofradan kalkıp küçük prensesin yanında aldım soluğu. Makarnasını yemesi için türlü türlü de numaralar yaptım. E küçücük, tuzağa düştü tabi... Ben ''Bu sayfayı okumam için bir lokma makarna yemen gerek.'' dedikçe avuçladı makarnaları, arada düşürdüklerinden de tabağına eklemeler yaptı.
Saatler ilerledi şaraplar su gibi akmaya devam etti Musluk gibiii...tam ağzıma doğru...misss...
Yediği cipslerin enerjisinden midir yoksa bizleri mi çok sevdi Ada bilemiyorum ama salonun ortasında bir şovlar başladı ki sormayın... Bir ara Edoş ablama baktığımda gülmekten gözlerinin yaşardığına yeminler edebilirim.
Ada ''Hepinizi çok seviyorummmm!'', ''Bu güzel gece için herkese teşekkürlerrr!'' diye hoplayıp zıplarken biz defalarca ''Maşallah''lar geçirdik içimizden..
Ertesi sabah ''Ne ara giydim lan ben bu şortu'' halinde uyandığımda aklıma ilk olarak Ada'lı sahneler geldi..
Düşünmeye başladım.
Bizim etrafımızda gördüğümüz bir dolu çocuğu düşündüm.
''Bak o cipsler midende böcek olacak şimdi!'' tehditlerimizi düşündüm.
Bir gece boyunca annesinden başka hiç kimseye gitmeyen, bu sebeple de annelerin tepelerinden ayırmadığı çocuklarını düşündüm.
En doğruyu,en doğru yoldan yapmaya çalışırken yaşadıkları her anı hem çocukları hem kendileri için zorlaştıranları düşündüm.
Sonra Eda ablamı düşündüm...
Ailesinden bu kadar uzakta yaşayan, kocası ve kızıyla bir hayat kurup bir sene boyunca ara ara ailesiyle bir araya gelen bir kadının bu denli özgüven sahibi, bu denli kendinden emin, bu denli problemsiz bir çocuk yetiştirmesini düşündüm.
Evet Eda ablamı tanıyordum.
Evet onun bunu yapabilecek bir gücü olduğunu da biliyordum.
Ama bana kalırsa o bunu yapmak için bir güç de aramamıştı kendinde. O güç baştan beri onun içindeydi. Belki gücü sadece kendi annesinden, ailesinden aldığı destekle büyümemişti ama kendi gücünü bulmakta da hiç zorlanmamıştı.
Mesele bir aileyi yanından ayırmamak değildi çünkü;
Nerede olursan ol kendi aileni kurabilmekti mesele...


Not: Kızlar gecemizde(!) Ada'ya parti yaptık, birlikte dans ettik, oyunlar oynadık, hatta karete bile yaptık! 
Son aşamada Ada'nın doğum gününü kutladık (tarih falan denk gelmedi, hazır birlikteyken bir atraksiyon daha yapalım dedik).
Çocuğun üzerine gitme bir yavaş di mi? Bizde yok öyle olay...
Yavrum en son ''Yılbaşı ağacı kuralım'' demeye başladı. Kıyamam.






1 yorum:

Adsız dedi ki...

:o)