12 Ekim 2012 Cuma

Kadının Fendi Kadını Yendi!


Bir kaç gün önce evde sakin sakin oturuyorduk. Murat televizyonda maça bakıyor ben de yanında kitap okuyordum. Aklına nereden esti, televizyonda ne gördü bilmiyorum ama ''Bu dünyada sadece kadınlar olsaydı dünya çok daha temiz, çok daha yaşanılası bir yer olurdu.'' dedi.
Kafamı kaldırıp baktım sadece sonra kitabıma gömüldüm tekrar.
Böyle bir yoruma karşılık normal şartlarda ''Evet aynen öyle değil mi? Süperiz biz! Oha lan keşke biz olsaydık sadece dünyada! Bir sürü ayakkabıcı olurdu bir de biz olurduk. Ele ele kol kola şarkılar söylerdik. Kafayı bulur, bir birimizi ne kadar sevdiğimizi söylerdik. Oleeey!'' diye karşılık vermem gerekirdi. Halbuki bu sefer sadece kitabıma değil de derin bir sessizliğe de gömüldüm ben.
Kendi sessizliğimi umursamadım en başta.
Neden sonra anladım ki ben Murat'ın kurduğu bu cümleye katılmıyordum artık.
Evet ben artık kadınlardan korkar olmuşum!
Her gün bir dolu haber duyuyoruz midemizi kaldıran, kadına yapılan türlü haksızlığa şahit oluyoruz. Kimi zaman sadece üçüncü sayfa haberlerinde kalıyor bu konular, kimi zamansa bilinen bir köşe yazarımız konuya el atıyor da toplum şöyle ufacık da olsa hareketleniyor.
Genellememek gerekiyor farkındayım ama kadının uğradığı türlü tacizin, kendini bilmem kaçıncı sınıf hissetmesinin sebebi çoğunlukla haddini bilmez bir erkek!  Sadece bu toplumda da değil bir çok toplumda, farklı bir çok kültürde hayatın kangrenli bir parçası haline gelmiş bir olgu bu durum. İnsanı tiksindiren, zaman zaman hiç bir suçu olmayan erkeklere karşı bile öfke beslememize sebep olan bir durum hem de...
Ama bir durum daha var ki, bu durumu daha yeni yeni hissediyorum ben. Yeni türediğine inanmıyorum; zira geçmişe dönüp baktığımda ufak fokurtular buluyorum ama yine de bugünkü kadar şiddetli değil o fokurtular.
O durum: KADININ KADINA ZARARI işte...
Kadınlar gün geçtikçe hemcinsinin yaşadığı bir çok şeye karşı daha fazla sessiz kalmıyor mu sizce de?
Peki sessizlik kavramını geçtim kadın her gün daha fazla 'bahaneci' bir hale gelmiyor muyuz?
Nasıl mı?
Anlatayım...
Bir süredir internette normalde hayatta uğramayacağım bir forumu takip ediyorum. Bir kere tesadüfen girdiğim bu forumda kendimden o kadar farklı insanlar gördüm ki tıpkı bir deney üzerinde çalışırmış gibi titizlikle gözlemlemeye başladım. İnternet sitesinin ismini vermeyeceğim ancak kadınların bir biriyle dertleştikleri bir site diyebilirim.
Neyse...
Burada bir sıkıntısını anlatmış otuzlu yaşlarında bir kadın. Kendisi bir çocuk annesi, çocuğu da henüz üç yaşında. Kocası akşamları eve gelmiyor, türlü bahanelerle arkadaşlarıyla vakit geçiriyor, olur da eve gelirse de kavga çıkaracak bir bahane arıyor adam.. Yakıyor yıkıyor... Evde huzur falan kalmamış yani. Kadın da bilinçli bir tip belli bu durumu kurtarmak istiyor. Bir yandan da karakterinin cahil tarafıyla 'Benim adam karıya kıza mı gidiyor?' diye de düşünüyor.
Psikolojik taciz altında anlayacağınız...
Hemen yorumlar gelmiş tabii derdini paylaşan kadının yazısına...
Adamın eve gelmeme bahanesini(!) arıyor bütün kadınlar beş koldan.
''Sen de kocana daha içten davran, adam soğumuştur belki senden.'' diyorlar.
Sonra adamın kavga çıkarmasına kulp buluyorlar. ''Sen de sinirlisin asıl sen kavga çıkarıyorsundur fark etmiyorsundur bile.'' diyorlar.
En sonunda da konuyu acaip bir uca taşıyıp adamın kadını aldatmasının bahanesini geliştiriyorlar birlikte, sorunu yine kadında buluyorlar. Üstüne ''Kocanın dönüp dolaşıp geleceği yer senin yanın olsun sen ona duacı ol!'' diyorlar.
''Öyle tek gecelik kadınla kaçıp gidecek değil ya, dua et uzun vadeli bir ilişki falan yok...''
Şimdiiii...
Kadının sadece kadınla diyalogda olduğu bir platformda bile bunlar konuşuluyorsa ben sadece hemcinslerimin olduğu bir dünyanın daha temiz  daha iyi bir dünya olacağına nasıl inanayım söyler misiniz?
Tecavüz vakalarında tecavüzcüden önce mağduru sıkıştıran, evlilik dışı bir hamileliğe tanık olduğunda dokuz ay bunun dedikodusunu yapan hemcinsimle pipisiz bir dünyada kaldığımda huzur ve mutluluğu bulacağımı kim nereden çıkardı?
Daha da kötüsü bunu aslında hepimiz yapmıyor muyuz?
Çevremizdeki küçücük olayları değerlendirirken, konunun iç  yüzünü bilmeden konuşmuyor muyuz?
''Dedikodu yapmak için demiyorum ama....'' dediğimiz bir çok cümle kurmuyor muyuz?
Bu cümleleri kurarken insanların hayatını biliyor muyuz?
Elinizi vicdanınıza koyun! Biz çok mu dürüstüz?

Bu kadar öfke nereden geldi merak etmiş olabilirsiniz.

Aslında bu öfke bir süredir içten içe birikiyor işte...
Kürtaj yasası, türban tartışmaları, küçük yaştaki evlilikler ve benzer bir çok konu aslında sadece benim değil hepimizin dolmasına sebep oluyor.
Birikirken, dolarken, öfkelenirken bu siniri yansıtacağımız yeri doğru seçemiyoruz işte, sorun da burada başlıyor...
Sorunun kökenine giderken kızmamız gereken ilk yerin karşımızdaki ayna olduğunu anladığımız noktada başlayacak düzelmeler.
Öncelikle kendimizi düzeltmemiz gerektiğini anladığımızda, kafası kesilen bir kızın kafasının kesilme sebebinin altında bir bahane aramayan bireyler olduğumuzda, tecavüze uğrayan on beş yaşındaki bir çocuğun karnındaki bebe sevgilisinden mi diye düşünmediğimizde veya o bebek sevgilisindense de takmadığımızda başlayacağız sorumluluğumuzu gerçek anlamda yerine getirmeye.
İşte ancak o zaman pipisiz bir toplumda hep birlikte yaşamaya ''Evet'' derim ben.
Bir sürü ayakkabıcı olur bir de biz oluruz.
Ele ele kol kola şarkılar söyleriz.
Kafayı bulur, bir birimizi ne kadar sevdiğimizi söyleriz.
Oley!

Not: Evde her şey yolunda merak etmeyin. ''Bir forumda şöyle bir hikaye okudum...'' diyerek kendi hikayemi falan anlatmıyorum yani, dedikodumu yapmayın.

Hiç yorum yok: