29 Kasım 2012 Perşembe

İyi Ki Varsın Koca!


Evlilik üzerine yazıp çizdiğim sevgili blogumda bir süreliğine hamileliğimi paylaşacağım.
Hemen tepki yapmayın!  
'Görmemişin çocuğu olmuş tutmuş pipisini koparmış' tarzı bir paylaşım olmayacak benimkisi  -Pipi dedim lan, allah söyletti erkek mi olacak acaba?-
 Evlilik kavramıyla birarada aktarmak istiyorum size bu süreci, zira hayatımda eşimin değerini daha iyi anlayacağım başka bir süreç yaşayamam.
Evet yanlış okumadınız!
Şaka yollu da olsa blogumda bol bol gönderme yaptım şu ana kadar pek sevgili kocama; ancak bu sefer gönderme falan yapmayacağım. Bir tek takdir edeceğim onu. Çünkü o olmasaydı şu üç buçuk aylık süreç üç buçuk yıl gibi hissettirirdi kendini, ne yalan söyleyeyim...
Benim için hamileliğin ilk zamanları pek laylaylom geçmedi açıkçası. Şu anda 15. haftamdayım ve yaklaşık 4. haftamdan beri kusuyorum! Hani öyle kibar kibar ''Azıcıcık çıkardım'' cinsinden falan da değil kusmalarım.
Geçen haftaya kadar günde 6-7 kez olan kusmalarım son bir haftadır günde 1-2'ye düşmeyi başardı. ''Aman maşallah!'' dediniz bile değil mi? Hayatınız bir döneminde 10 hafta boyunca her gün kustuğunuzda ben de size bu cümleyi kurayım bakayım gırtlağımı sıkasınız gelecek mi? Hormonlarım da ilginç bu aralar, olur böyle tepkiler...
Bu süreçte insanın en yakın arkadaşı yine kendisi, bir kere bunu söyleyeyim. Onun dışında yaşadığınız buhranı kime anlatırsanız bir yere kadar yardımcı olabiliyorlar. Çoğunlukla da yardımlar ''Ya öyleymiş bu süreç, bir altı hafta daha dayanacaksın artık...'' şeklinde bir çaresizlikle bitiyor. Bir de ''Sen yine iyisin... Sen 6 kusuyorsan bizim komşunun kızının kuzeni 16 kusuyordu... Senin psikolojin bozuksa o kızcağız sürünüyordu..'' diyen kıyaslamacılar var.
Kendime söz veriyorum hiç bir hamile tanıdığıma bu tarz bir kıyaslama yapmayacağım!
Hatta günde 1 kez kusuyorsa ''Ah yavrum kıyamam ben de kusuyordum da senin durumun inan daha beter!'' diyip onu önem sıralamasında birinciliğe koyacağım o hassas insanı.
Çünkü bana kalırsa her hamile kendini önemli hissetmeli!
Ben de biliyorum dünyada tek hamilenin kendim olmadığımı ve sonuncu da olmayacağımı ama bunu insanın gözüne sokar gibi sürekli soylemenin veya ''Ay sen de şımardın!'' mesajı vermenin bir anlamı var mı? Belki sen daha çok kustun, belki başka bir tanıdığın öldü geberdi bu süreçte de sence benim ne derece umrumda? Heh diyorsan ki ''Sen de benim umurumda değilsin, ister kus ister gaz çıkar...'' o zaman ''Nasıl gidiyor?'' sormayacaksın acıklı gözlerinle...
Ne diyordum?
Heh !
İnsanın bu süreçteki en yakın arkadaşı kendisi!
 Bir de benim kadar şanslıysanız kendinizden de yakın bir kişi olabiliyor hayatınızda...
O kişi benim için sevgili hayat arkadaşım, biricik kocam!
Kusmalarım, yorgunluğum, ruh iniş çıkışlarım başladı ve benim melek kocam daha da melek bir erkek oldu bana karşı. Hani ''Elimi sıcak sudan soğuk suya koydurmadı...'' derler ya gerçekten de öyle.. Bunu karnımdaki bebek için yaptığını düşünüyor olabilirsiniz, öyle olsa da hiç bir sakıncası olmazdı zaten, ama benim pek sevgili kocam defalarca kendisinin şu anda tek bir bebeği olduğunu, o bebeğin de ben olduğumu söylemeden geçmedi...
Normalde başkasından duysam ''Iyk böyk sevgi pıtırcığı manyaklığı!'' olarak yorumlayabileceğim bu yoğun  ilgiye bu dönemde o kadar çok ihtiyacım varmış ki...
Benim dışımda birinin herhangi bir kıyaslama yapmadan beni anlamasına, ben kusarken kapıdan ''Nasılsın?'' diye seslenmesine, ''Nasıl olabilirim sence sorduğun da soru mu?'' diye cevap aldığında tatlı tatlı gülmesine, mide bulantımı geçiriyor diye ayaklarımı ovalamasına, hayatında baştan sona bir yemeği yapmamış olmasına rağmen sadece ben vitamin alabileyim diye oturup etli dolma yapmasına, her akşam işten eve gelip o sofrayı kurup sonra da ''Sen gidip yatıyorsun bakalım!'' diyip sofrayı toplamasına...
Her şeyi bir kenara koydum birinin ''Senin yaşadığın bu süreci ben yaşayamazdım! Ben bu kadar güçlü olamazdım!'' demesine o kadar ihtiyacım varmış ki...

Beyler siz siz olun  bu süreci zor da yaşasalar kolay da yaşasalar eşinize ilgi göstermeyi ihmal etmeyin!
İki güzel söz söylediniz, evdeki sorumluluğu üstünüze aldınız diye ''Allahhh bu adam ömrü boyunca yemek yapar artık, mantı bile açar yavrummmm!'' diye düşünmez hiç bir kadın, paniklemeyin. Ayrıca hatırlamakta fayda var siz askerdeyken ''Komutan kaşını kaldırdı, üst dönem böyle yaptı, alt dönem şunu dedi!'' diye şikayet ettiğinizde o kadınlar sizi saatlerce dinledi ! Askerden döndüğünüzde, o tek anıyı farklı kombinasyonla yüz kişiye anlatırken de o kadınlar yanınızdaydı! En ufak nezlenizde ''Ölüyoruuuuum beeeen...'' diye inlediğinizde inandı o kadınlar sizlere, ölmeyesiniz diye üstünüzü örttüler, çorbanızı yaptılar.
Kısacası nah ödersiniz o kadınların haklarını!
''Ne kızıyorsun be? Daha bırak hamileliği, baba olmayı evli değilim bacım ben!'' demeyin bana da... Ben testi kırılmadan uyarayım sizleri zira bu hormonlarla o testiler kafanızda parçalanır.

Kocacığımın tatlı tatlı tatlılıklarını paylaştığım bu bölüm için ''Sezin zorla nazar değdireceksin!'' diyecek şimdi canım arkadaşlarım..
Bana nazar falan değmez, korkmayın,
O nazar canavarlarını tek eliyle boğar benim bir tanecik kocacığım!

18 Kasım 2012 Pazar

Pabucun Teki...

Blogumda bir misafir var bu hafta...
Bu misafir benim bir tanem, babam...
Ben gözlerim yarı dolu, aralarda gülerek okudum güzel yazısını.
Umarım sizler de keyifle okursunuz.

Sevgiler,



Kızımı evlendirme aşamalarını,nasıl duygular içerisnde olduğumu yazmaya başlarsam günlerce okunacak sayfalar çıkabilir karşınıza. Beni en iyi kızını evlendiren babalar anlayacaktır bundan eminim.
Benim bir tanem evlilikte bir yılın doldurdu. Evde elini sıcak sudan soğuk suya değdirmeyen prenses, iş yaşamıyla birlikte sürdürdüğü ev hanımlığına uyum sağladı ve başarılı oldu bile; ya da en azından ben böyle gözlemliyorum.
Yaz başından beri, çocuk sahibi olmak , genç annelik çok güzel hem de ileride kuşak farkı olmaz gibi konuşmalar sonrasında  bebek kararı gelebileceğini  tahmin ediyordum.
Bir gün baba kız teknede rakımızı yudumlarken yumurtlayıverdi kızım; ''Bebek kararı verdik.''
''Ne güzel'' dedim , açıkçası bir anda dünyalar değişmedi o an, bebek kararı vermişlerdi... Bir daha açılmadı konu,günler haftalar geçti üzerinden ve bir gün...
''Hamileyim !!!''
Hamile mi????
Anne olacak benim minik prensesim!
Çok mutluyum ...
Ama bir an duruverdim, ben dede olmaya hazır mıyım? 56 yaşındayım, çok mu yaşlandım? Eyvah artık ciddi bir adam mı olmalıyım?
Çocuktum,delikanlı oldum.
Delikanlıydım , adam oldum.
Adamdım, koca oldum.
Kocaydım, baba oldum
Babayken dede olmak...
Karmakarışık duygular içerisine girdim bir an, beyaz sakallı, yaşamı ağırdan yaşayan,emekli, arkadaşlarıyla sürekli sağlık konuşan, geveze bir ihtiyar mı oluyorum yoksa?
Dede olmaya hazır mıyım ben?
Ban sordular mı dede olmayı istiyor muyum diye?
Arkadaşlar ''Aaa  dede geldi, dede dede dede'' derlerse ne yapacağım ben?

Ben yaşamda alacağım tüm kararları içsel olarak simule ederim, neler yaşayabileceğimi düşlemeye ve karşılaşabileceğim sorunları bulmaya çalışırım.Sonunda olumlu ve olumsuz yönlerine göre karar alırım ve  böylece sorunlara hazırlarım kendimi.Ama bu böyle bir seçenek değil ki,buna rağmen simule ettim.
Teknedeyiz ve yelken öğretiyorum, kaptanlığa hazırlıyorum torunu, koşturuyoruz , gülüyoruz eğleniyoruz ve bol bol şımartıyorum . Ben ya da torun yorulunca sıra hemen anne ve babaya geliyor. Bu hoşuma gitti eğlen , azdır ,güldür,koştur ve ver anneye!
Torunu , bu arada adını şimdilik mercimek koydum, çok ama çok seveceğimi anladım simülasyonda. Beni yaşlanadırmıyordu; daha iyisi genç dinamik dede yapıyordu.
Babayken genç dede...
İşte genç dede kavramı tam yerine oturdu kafamda! Enerjik genç dede! Benim torunuma yakışır bir dede.
Çok mutluyum, bir yığın plan var kafamda ama  annesi bilmiyor , bilse hemen başlar ''Ama babaaaa yapma böyle'' diye...

Seni çok seviyorum canım kızım ama torun en az çocuklar kadar seviliyormuş.
İtiraf etmeliyim  ki pabucunun teki damda olabilir,

Sen buna hazır mısın ?

15 Kasım 2012 Perşembe

Pek Sevgili Çift Çizgim!



Hayatım boyunca çift rakamları hiç sevmedim.
En uyuz olduğum çift rakamsa ''2'' oldu her zaman. Hiç bir mantıklı açıklaması yok, olamaz da ama sevmiyorum işte, zorla değil ya...
Benim aksime Murat hep çift rakamları sever. Tek rakam düşmanı o da.. Bu konuda taban tabana zıtız anlayacağınız.
Tabii başka bir çok konuda da acaip benziyoruz bir birimize. İkimiz de takıntılıyız bir kere! Takıntılarımız rakamlara karşı olan ilginç sevgi ve nefretimiz gibi bir olayla birleşince daha da garip bir hal alıyor. Bir şey dinlerken ses seviyesini tek rakama getiririm ben örneğin, Murat illa çift rakamda bırakır. Onun çift rakamda bırakacağını bildiğim için düzeltme ihtiyacı duyarım. Böyle salak saçma bir olay yani.
Bu rakam takıntım biraz da aileden geliyor sanırım. Çift tek diye ayırmasalar da annemle babam  7 rakamını severler. O rakamın uğur getirdiğine inanırlar. Gerçekten de tesadüfi bir şekilde 7 rakamı hayatımızın her yerinde olmuştur hep... Oturdukları daire tesadüfen  A7 Blok Daire 7 mesela. Tüylerin ürperdi di mi?
Bana ''Ne ilginç kızsın...'' demeyin yani boşuna, televizyonun sesini her zaman 77'de bırakan bir babam var benim.
Böyle paragraflar dolusu anlattığıma da bakmayın, uzatmayı seviyorum. Özet olarak bu rakam olayı benim için oldukça önemli. Daha da özetleyecek olursak tekleri sevip çiftleri sevmiyorum işte.

Neyse...

18 Eylül akşamı Murat tüm ciciliğiyle sofrayı toplarken ben tuvaletteydim.
O televizyondaki bir şeyi daha iyi duymak için sesini açarken ben o sesi defalarca bastırarak böğürdüm ''Muraaaaaaat!'' diye...
Sevgili kocam muhtemelen ''O koca poposunu kırdı sonunda bir şekilde!'' kalp çarpıntısıyla yanıma koşarken, ben de ona eşlik ettim kendi çarpıntılarımla.
Tuvaletin kapısını açtı.
''Ne görüyorsun?'' dedim.
''Çift çizgi.'' dedi.
Elimde hamilelik testi, sırıtsam mı ne halt etsem bilemeden hala tuvaletin üzerine tünemiş şekilde Murat'a bakakaldım.
Sadece yarım dakika önce ''Kesinlikle şaşı oldum!'' dememe yol açacak sonucu kocam da tasdikliyordu şimdi. Aynı anda şaşı olma ihtimalimiz bile daha ağır bastı bir anda, ne yalan söyleyeyim.
Tedbirli iki deli evde köşe bucak bir yerlerde sakladığım ikinci testi de çıkardık. Çıkardık da çişin olmayınca bu meret bir boka yaramıyor bilesiniz.
''Yok abi, daha yeni yaptım.'' dedim Murat'a.
Musluğu açtı sanki oradaki ses iki saniye içerisinde getirecek çişimi.
''Neyse.'' dedim, ''Bekleyelim biraz.''
 Benden daha sabırsız olan kocam mutfağa gitti bi 'Pısss' sesi geldi. ''Ne yapıyorsun?'' dememe fırsat kalmadan da bir kutu birayla geldi yanıma.
''İç hemen çişin gelir'' dedi adam..
Bana ''Şuradan atlarsan hamile olup olmadığını öğreniyormuşuz.'' dese atlayacağım o anda haliyle lıkır lıkır içtim o birayı!  İnanamadın değil mi? İnan! Bildiğiniz çiş yapmak için bira içtim ki şuursuzlukta son noktadır bence.
Bir yudum Murat bir yudum ben derken belki de psikolojik bir şekilde geldi o çiş.
İkinci hamilelik testi de verdi mi çift çizgi!!!
Ama ikinci çizgiler uçuuuuuk ötesi renklerde hep, hani görmek için cidden dikkatlice bakmak şart. Ne yapacağımızı şaşırdık üçüncü hamilelik testini de açtık bir güzel... Bir kaç saniye içerisinde tek çizgi belirdi, usulca kala kaldı salak testin üzerinde! İkinci çizgi belirmedi bir türlü yanında!
Salona gittik oturduk kafamızı toparlamak için. 2-1 malup oluyordu sanki bizim takım, öyle bir his işte...
Beş dakika sonra artık alışkanlık haline gelmiş şekilde gittim bu sefer tuvalete. Beş dakikadır bekleyen o testin üzerinde hayal mayal gördüm yine ikinci çizgiyi...
Allahım!
Meğer beklemek gerekiyormuş bu testten doğru sonuç almak için! Benim gibi tez canlılara göre değilmiş yani...

Bir çift çizgi insana bu kadar güzel görünebilir miydi?
Bir insan iki tane pembe çizgi gördü diye sanki iki ağzı varmış gibi sırıtabilir miydi?
Peki ben iki rakamını daha çok sevebilir miydim?
İçimden kendi kendime sözler verebilir miydim ''Yedi rakamı artık seni bırakıyorum, evet evet ikiyle aldatıyorum seni!'' diye?
Murat'ı çağırdım.
Artık ikimiz de emindik!
Üç testte ikişer çizgi...
İki kalp yan yana, pır pır...

Murat muhtemelen bu çift çizgi hikayesinden etkilenmiş olacak ki bir süre ikizlerimiz olacağını düşündü tabii...
Korkma!
Yok öyle bir şey...


Not 1:  Bir kaç haftadır bloguma adam akıllı bir yazı yazamadığımı ister istemez farketmiş olmalısınız. Bir geçmişe dönme çabaları, bir konu bağlama girişimleri... Aslında yazacağım çok şey var da son haftalarda arkadaşlarım tarafından resmen süründürülüyorum! Elimi klavyeye attığım an ne yazacağımı çok iyi bildikleri için ''Aman dur gözünü seviyim yapmaaaaaaaa!'' halindeler. Bu engellemelerini ''Nazar'' olayıyla destekliyorlar bir de. ''Sen bilirsin yaz ama nazar değerse benden çıktı!'' diyen arkadaşım bile oldu... Ben de hayatımda ilk kez burnumun dikine gitmedim ''Bu kadar hatun bir ağızdan çığrıyorsa vardır bir bildikleri.'' diyerek yasak süremin bitmesini bekledim, artık gönül rahatlığıyla yazacağım sizlere.
Beyler bu da size ders olsun. Neymiş? Kadın bir şeyi 'yapma' diyorsa kıçını kırıp üzerine oturacakmışsın.
Not 2: Hamilelik testlerimin resmini çekip koyacaktım yazının altına da, iğrençleşmeyelim dedim. Hani olayın kendi güzel tabi de ''çiş'' sonuç itibariyle..