25 Ocak 2013 Cuma

Boş Teneke...Tınnnnnn....


Severek izlediğim bir dizideki hamile kadın karakter şöyle dedi bir kaç bölüm önce:
''Vücudumda iki beyin olup kendimi beyinsiz gibi hissettiğim bir sürecin içindeyim!''
Ne demek istediğini daha ilk saniyede anladım.
Hatta anlamakla kalmadım, bayıldım bu lafa!
Belki de içten içe benim gibi hisseden birilerinin olması, üstüne üstlük bunun sevdiğim bir dizideki sevdiğim bir karakter olması çok daha hoşuma gitti.
Neden mi?
Çünkü ben de bir süredir kendimi bomboş bir teneke gibi hissediyorum!
Evet bir dolu kilo almış olabilirim, evet içimde sürekli kımıl kımıl oradan buraya hareket eden bir canlı yetiştiriyor da olabilirim; ancak bunların yanında hamileliğin yan etkilerini de sonuna kadar yaşamaya devam ediyorum!
İşte bu yan etkilerden biri de hissettiğiniz o boşluk duygusu.
Bunu ''Hiç beynim yok gibi hissediyorum.'' diye tanımlamak biraz gaddarca gelse de, akşamın bir saati rahat koltuğunuzdan kalkıp ayağınızı süre süre mutfağa gidip orada ne yapmanız gerektiğini hatırlamayıp kendinizi 'sıfır' noktasında hissettiğinizde başlıyor korkularınız. İçten içe şu ana kadar neleri unuttuğunuzu ve neleri unutabileceğinizi düşünmeye başlıyorsunuz. E bu da fazla bilgi yüklemesi yaratıyor tabii sıfırın altına iniyorsunuz.
Bu öyle vitaminlerle falan çözümlenecek bir süreç te değil malesef...
 Zira kendimden örnek vermem gerekirse hayatımın hiç bir döneminde vücuduma bu kadar yararlı besinin girdiğini, üzerine de vitaminlerle desteklendiğimi hatırlamam. Fakat gel gör ki bu meyveler, sebzeler, sütler sizi olduğunuzdan daha akıllı bir hale getirmiyor veya daha kötüsü içten içe ortaya çıkan o boşluğu engellemiyor.
Ve zaman geçtikçe o boşluğa kızmaya başlıyorsunuz.
Zaten bu süreçte o kadar çok kızdığınız şey var ki!
Aldığınız kilolar, daha kısıtlı hareket ediyor oluşunuz, kısıtlı yeme imkanlarınız, eski enerjinizin yerinde olmaması, vesaire vesaire...
İşte bütün bu kızdığım başlıkları düşündükçe kendi kendime sormaya başladım ben:
Ben gerçekten kendimi çaresiz hissettiğim için mi kızgınım yoksabir çeşit mahalle baskısının kurbanı mıyım?

Hamilelikten önce başka bir kimliğiniz var hayatta.
Hatta bir değil bir çok kimlik yaratmışsınız kendinize.
X şirketinin y pozisyonundaki insansınız örneğin. Bu y pozisyonunda bir kimliğiniz var. Yaratıcısınız, hırslısınız, enerji dolusunuz veya bunların tam terslerisiniz.
Aynı şekilde sosyal hayatınızda da bir kimliğiniz var. Eğlenmeyi acaip iyi bilen bir arkadaşsınız, parti kızısınız veya haftanın her günü misafir ağırlama potansiyeline sahip cici kızsınız.
Evdeki kimliğinizde iyi bir eşsiniz. Yemek hazırlayansınız, hazırlamıyor olsanız bile en doğru yemek nereden sipariş edilir adı gibi bilensiniz. Eşini seven, yeri geldiğinde romantik takılıp yeri geldiğinde şımarıklaşabilensiniz. Belki huysuz bir eşsiniz, belki durgun bir eşsiniz ama kim olduğunuzun bilincindesiniz.
İşte hamilelikle birlikte bu kimliklerinizin hepsi birer birer yokolmaya başlıyor.
Çünkü artık yeni bir kimliğiniz var sizin:  SİZ HAMİLESİNİZ!
İşinizde, sosyal çevrenizde, eşinizle eski kimliklerinizi sürdürememeye başlıyorsunuz bir süre sonra. Hamile kimliğiniz siz isteseniz de istemeseniz de hepsinin önüne geçiyor. Artık enerjiniz öyle gün boyu süremiyor malesef. Daha çabuk yoruluyorsunuz. Başınız kıçınız ağrıyor sürekli ve sebepsiz... Gazınız oluyor! Ancak gazınızı bile yaşayamıyorsunuz! Kimliğiniz gereği gazlı olmanıza izin olmayabiliyor çünkü...

Siz tüm bunları yaşarken toplumsa sizi eski siz olarak görmek istiyor!
Koşmanızı, yetişmenizi, sürekli gülümsemenizi, detayları kaçırmamanızı, yani kısacası eski siz olmanızı bekliyor herkes..
Bu yüzden olacak ki birine ''Haftasonu gece çıkmak bizim için çok zor gündüz planı yapsak olur mu?'' dediğinizde bir suçluluk duygusu sarıyor her yanınızı. Siz bu suçluluk duygusunu hissetmediğiniz zamanlardaysa insanlar size hissettiriyor, kafanıza vurup ''Arkadaşım sen de hamile misin hasta mı?'' diye soran bir patavatsız elbet çıkıyor. Bu patavatsıza durumu açıklamaya çalışıyorsunuz bir de telaşlı telaşlı... ''Benim belim falan da kötü artık yoksaaaa sabahaaa kadar dans ederim.'' modunda kendini kanıtlamaya çalışan bir insan haline geliyorsunuz.
Zaman zaman alttan tekmeleri yerken veya midenize koca bir kaya parçası gibi oturan yemeğinizi öğütmeye çalışırken buruş buruş oluyor suratınız tam önemli bir işinizin ortasında, çaktırmamaya çalışıyorsunuz. ''Hayırdır?'' diyen kişinin aslında sizi merak etmediğini alttan alta ''Arkadaşım bi yüzün gülsün bi sempatik görün!'' demeye çalıştığını biliyorsunuz çünkü...
Siz ve kimlikleriniz böyle böyle düşman oluyorsunuz işte bir birinize.
Bugün şöyle bir düşünün bakalım tanıdığınız bir dolu genç çocuklu çifti. Bir dolusunun toplum tarafından uygun görülmüş kimlikleri yaşadıklarını anlamak için çok da akıllı olmamak gerekir bana kalırsa.
''Ayyyy valla bu sene bağladım çocukceğizimi göğsümün üstüne iki hafta ülke ülke dolaştık.'' diyen ana babalar sizce bu muhabbeti isteyerek mi yapıyorlar yoksa tepelerinde hissettikleri baskıdan mı?
Zaten ölüyorlar geberiyorlar bütün sene varolan tek haftalarında da göğüsteki kanguruya bağlı el kadar bebeyi oradan oraya taşımak pek kolay olmasa gerek değil mi?
Ama işte ''çılgın genç'', ''onlar acaip gezer eğlenir'' imajını vermişler bir kere...
Yani başka bir deyişle toplumun gözünde kimlikleri o şekilde onaylanmış onların. O saatten sonra ''Arkadaşım ya siz de acaip gezer tozardınız bir duruldunuz!'' diyen eş dostla uğraşmak yerine ayakları su toplayıncaya kadar yürümeyi tercih eder bu vatandaşlar.
Onların halinden de ancak sen ben anlarız işte...

Ben aslında bu yazımda bu duruma uzak olan, boş boş konuşan veya eleştirel gözlerle bakan eşi dostu onu bunu yargılamıyorum.
Benim bu yazıdaki tek mücadelem yine kendimle..
Ne zaman ''Ben artık  eskisi gibi değilim arkadaş, vücudumda kendinden hareketli bir vatandaşı daha barındırıyorum, o yüzden de taklalar parendeler atamıyorum.'' diye kendimi kabul edersem işte o zaman rahatsız olduğum tüm tepkilere karşı savaşımı da kazanmış olacağım.

''Ne diyorduk?''diye soracaktım ki yazının başını unutmuşum bile...
Bu da benim yeni kimliğim: Boş Teneke!
Mükemmel bir haftasonu olsun! :)

Hiç yorum yok: