18 Ağustos 2013 Pazar

Pşşşşşt yeni hayatım: MERHABA!

Geçen sene bu zamanlar bloguma bir yazı yazacak olsam elimdeki kokteylle deniz kıyısında veya havuz başında olurdum. Sıfır beden olmasam da 36 bedeni geçmeyen kıyafetlerim olurdu üzerimde. Satır aralarında içkimden bir yudum almak veya sigaramdan bir fırt çekmek için duraksardım.
Bu sene mi?
Şu anda elimde alkolsüz malt içeceğim küçük bir odada hamak başındayım.. 42 bedene zor soktuğum totom terden koltuğa yapışmış durumda. Aralarda hamağı sallamak için duraksıyorum ‘’Pışşşş pışşşşşşşşş’’ diyorum bir yandan da.
Tam 3 aydır Pışşş pışşşşş şşşşşşşşş şşşşşşşşşş...
Efe’nin doğduğunu söylememe gerek yok sanırım?
20 Mayıs 2013 tarihinde saat 13:48’de hayatımda bir mucize oldu. 13:47’de ‘’Karnımı mı kesiyorlar lan şu anda?’’ tarzı korkular yaşarken  sadece bir dakika sonra daha cesur bir insandım artık ben. Daha büyüktüm, sorumluluk sahibiydim, sevgi doluydum, güvenilirdim! 13:47’de eştim,arkadaştım,birilerinin kızıydım ama sadece 1 dakika sonra tek bir sıfatım vardı ben artık anneydim!
3 aydır anneyim ben...
’’ Nasıl geçti bu 3 ay anlamadım’’ diyemeyeceğim çünkü köküne kadar hissettim.
Bana 3 yıl yaşamışım gibi geliyor yalan yok.
Nasıl gelmesin?
 İddia ediyorum insan hiç bir sıfat değişikliğinde bu kadar çok şey öğrenemez, bu kadar farklılaşamaz. Eş olursunuz hayatın annenizin evindeki kadar rahat olmadığını görürsünüz, iş adamı-iş kadını olursunuz daha fazla sorumluluk yüklenmeniz gerekir, ne biliyim amca dayı hala teyze olursunuz kendi doğurmadınız birini bu kadar sevebileceğinize inanamazsınız blah blah blah... Ama hiç bir duygu ve hiç bir sorumluluk sizi anne olmak kadar değiştirmez, afallamanıza sebep olamaz.
Bebeğiniz karnınızdayken o boş süslü yatağa bakıp orada uyuyacağı günlerin hayalini kurarsınız, peki düşünür müsünüz o çocuk o yatakta nasıl uyuyacak? Kim uyutacak bu çocuğu? Nerede uyuyakalacak, nereden taşınacak o yatağa? Taşıyan kişi taşırken kaç kere uyandıracak?
Süt saklama poşetleriniz peki? Onları kullanamayacağınızı çünkü süt miktarınızın asla onları dolduracak kadar olmayacağını düşünmezsiniz değil mi? Gözünüzün ucuyla bile bakmadığınız biberonlara ihtiyacınız olabileceğini?
Dolabınızda asılı bir dolu bebek kıyafeti... Renkli zevkli şeyler. Bol bol almışsınız çünkü birileri ‘’Günde 5-6 değiştiriyorsun en az.’’ demiş. E hiç aklınıza gelmez mi sormak bu kıyafetler neden bu kadar sık değişiyor diye? Keyif için mi değiştireceksiniz sanmıştınız? Bir giysi giydirip çıkarmanın kaç dakikalık ağlamaya sebep olduğunu da tabiki düşünmediniz.
O puseti ne severek aldınız! Birlikte fink atacaktınız. Bir aşağı bir yukarı gidip gelecektiniz caddelerde. Sonra bir kafeye oturacaktınız, siz kahvenizi yudumlarken bebeğiniz de kral koltuğunda uyuklayacaktı. Sizin bebeğiniz puset seven bebeklerden mi olacak yoksa pusete koyduğunuz gibi ciyak ciyak ağlayacak mı aklınıza geldi mi hiç? Bir yere oturduğunuzda aman birazcık dursun diye bir elinizde kahvenizi içmeye çalışırken diğer elinizle puseti bir ileri bir geri itmeniz gerekeceğini bilebilir miydiniz?
Banyo için türlü şampuanlar, süngerler alırken reklamlarda banyoda gülümseyen şu bebekler geldi aklınıza değil mi? İlk suya girdiğinde bir kaç dakika sonra bir yaygara koparacağını ve o yaygaranın bir saat süreceğini kimse anlatmadı çünkü size.  Suyu sevmeye başladığında da çıktığı zaman kızacağını ve bunun yeni bir ağlama krizine sebep olacağını...
Doktorunuz ‘’bebeğiniz kolik, 4. Ay muhtemelen düzelecektir’’ dediğinde kolik nedir bilmezken 1 hafta içerisinde bir kitap yazacak kadar kolik uzmanı olacağınızı tahmin edebilir miydiniz?
Lohusa geceliklerinizi özenle seçip ütülettiniz siz.
Kafanıza güzel taçlar yaptırdınız.
Hatta yatak odanıza televizyon bile taktırdınız sıkılmamak (!) için.
‘’Bol bol çorba iç salata ye süt yapar zaten patır patır da kilo verirsin’’ demişti bir de birileri, çorba tarifleriniz de hazırdaydı o yüzden. O birileri her süt verdikten sonra kanınızın çekileceğini elbette söylemedi..
Sonra bir baktınız aynaya üzerinizde en eski geceliğiniz, şişmiş yara olmuş göğüslerinize kapatılmış lahana yaprakları, gözünüzün altında mor halkalar, saçınız yağlı yağlı tepeye tutturulmuş.. Poponuz arkada bir tepecik göbeğiniz önde diğer bir tepecik. Çatlaklarınız sedef rengi bile değil mosmor! Kulağınızda sizi bu kadar üzebileceğini asla tahmin edemeyeceğiniz bir ağlama sesi susturulamayan. Ve siz çaresiz...
Kendini eksik hisseden...
Kontrolü elinden kaybetmiş kim ne derse uygulamaya çalışan...

20 Mayıs 2013’te tam 13:48’de anne oldum ben.

Yaşayacaklarımı hiç bilmeden, düşünmeden...
Bugün bir elim klavyede bir elim hamakta Efe’yi ,oğlumu, sallıyorum...Ve bugün bir çok şeyi hala öğrenen bir anne olarak hamağının içinde mırıl mırıl söylenerek uyuyan oğluma bakıyorum gözümün ucuyla...
Uykusunu alamadan kalktığında olabilecekler karşısında eskisi kadar korkak değilsem (hatta içten içe artık uyansa da bir gülümsese diye bekliyorsam),
Oğluma baktığım her dakika şükredip yaşadığım tüm zorlukları bir kere değil bin kere daha yaşamaya razı olduğumu hissediyorsam,
Yarın olabilecek her yeni sürprize karşı cesaretliysem...
Ben aslında her gün yeniden yeni bir anne olarak doğuyorum...
Hoş geldin, iyi ki geldin oğlum!







1 yorum:

Davetiye dedi ki...

Mükemmel bir yazaı , tamamını büyük bir dikkatle okudum Anne olmak böyle bişey işte .. teşekkürler harika bir yazı olmuş